EVRENDEN EVRENE EVRENSEL MESAJ

Haziran 09, 2018

6 yaşındaydım Türkiye'ye yerleştiğimiz ve yaşamaya devam ettiğimizde. Türkçe'ye dair tek bir kelime bilmeyen ben almanca konuştukça dikkatleri üstüme çektiğimi düşündüğümden iyice içine kapanan bir çocuk haline dönmüştüm. Bunun çözümünü bir muhabbet kuşunda aradılar ve Putsi adında bir muhabbet kuşumuz oldu. Yeşil renkli, konuşan, sürekli dışarıda olan, bizden birisi... En yakın arkadaşım olduğunu, ben evdeyken benden hiç ayrılmayışını hala dün gibi hatırlıyorum. En sevdiğim şey yem kutularını yıkamak, kurulamak ve yemleri doldurmak. Bir keresinde yem poşetinden bir avuç yem alıp atmıştım ağzıma. Annem kızmış, ''Kızım ne yapıyorsun, insanlar için değil o... Çıkart hemen ağzından!'' demişti. Ve bense zevkle yutmuş, ağlamaya başlamıştım sonra. Asıl nokta da tam olarak burası, ağlama sebebim. Neden ağlıyorsun şimdi, yok bir şey dedi annem yüzünde bıkkın bir ifadeyle. Verdiğim cevapsa hala hatrımda. ''Ben yemediğim, yiyemediğim hiçbir şeyi sana yedirmem! Annelik böyle bir şey...'' demiştin. Ben yemediğim, sevmediğim şeyi en sevdiğim arkadaşıma niye yediriyorum, yazık değil mi bu tuhaf iğrenç şeyleri yemesi için ona resmen acı çektirdik. Allah bize çok bağıracak!'' deyip hıçkırıkların arasına karışmıştım. Unutmadığım bir diğer husus ise ''Allah beni sevmiyor, çünkü ben kötü bir çocuğum'' diye içlenip sabaha kadar yorgan altında ağlayışım... 

Bağlayacağım konu ise şu. Ben über eğitim almış, master'lar peşinde koşmuş bir ailenin çocuğu değildim. Çok yüksek kültür seviyesi olan, toplumun tabiri caizse parlayan yıldızı denen o ailenin kızı da değildim. Zaten sevgiyi öğrenmek için bunların hiçbirisine de ihtiyacım yoktu! Sevmeyi ve saygı duymayı öğreten bir ebeveyn olmadıktan sonra master'lar uçsa havada kaç yazar oysaki? 

Geçtiğimiz günlerde evdeki yoğurt ve bitki çayı kaplarını kesip, şekillendirdim. İçerisine kedi mamaları, içme suları doldurup aşağı indirdim eşimle. Pisipisi demeye kalmadı, gören koştu geldi zaten, fotoğrafta görüldüğü üzre... Keyifle izledim, konuştum ve fotoğraflarını kendilerine rahatsızlık vermeden çekmek istedim, bu güzel duyguyu sayfamda paylaşabilmek adına... Eşim durup bir an ''komşular laf etmesin şimdi?'' dedi. Bir duraksadım, hatta afalladım. Sıcaklar ben buradayım diye gürlüyor, sokakta hayvanlar açlığın tabiri caizse nirvanasında yaşama savaşı veriyor ve ben onlara el uzattığım için şikayet almaktan korkuyorum. Ne kadar acı, değil mi?

Bunu çok insandan duydum, birçok sosyal medya platformlarında okudum. Hijyen ve çocuk bahanesiyle bunların yapılması engelleniyor, dahası da kaplara, kartondan evlere müdahale edilerek bunlar yok ediliyor. Peki neden? Apartmanın içerisi değil, komşu hanım teyzemizin evinin içi deseniz hiç değil! Bahçe deseniz... Bahçe zaten değil ancak olsa bile bahçeler sokak canlarının yaşam alanı sayılmıyor 5199 no'lu kanuna göre. Bakın ne diyor kanun maddemiz; buyrun tıklayın, direkt TBMM sitesinin linki. Sokaklar kimsesiz canların yaşam alanıdır. Bahçe sokak kavramının bir parçası olduğuna göre... Çocuğuna ''ayyyyyy kediye dokunma kızım/oğlum sakın, pistir o, hem ısırır'' diye işleye işleye hayvanlara sevgi ve merhametten yoksun bırakan bizler, bıraksak bari sokakta yaşamlarını idame ettirebilmek için destek görebilsinler... Evini, aşını mı çalıyor? Pireleri kapına bırakıp kaçıyor mu? Gelip yiyor mu seni? Ama yok, o kap illa ki alınıp çöpe atılacak, çünkü hijyen. Asıl temizliğe ihtiyaç olsansa zihniyet... Bahçe değil yani!
Bir dünyada yaşıyoruz, bu dünyanın tek parçası da biz değiliz. Bitkiler, hayvanlar, insanlar her bir parça bütünü oluşturuyor. Daha acınası örneklerde verebilirim, doğum yapan kedinin yavrularını çöp kenarına bile değil, direkt çöpe atmak mesela. Hangi insanlığa, hangi vicdana ve merhamete sığar bu? Gücünün yettiğine diye buna derler işte. Oysa eskiler... Eskiler evde yemek kaldığında poşetlere koyup çöp kenarına bırakırlardı. Hatırlarım, hayvanlar yedikçe insanlar bununla huzur bulurdu. Şimdi aman kedi gelmesin, aman köpek geçmesin buradan! 

Bugün zarar gören, ezilen, dövülen ve hatta yakılanı bile var, tüm canınların yaşadıklarından hepimiz sorumluyuz aslında. Bunun bilincinden sıyrılıp cehaletin ve merhametsizliğin en orta noktasına demir atıyoruz bizse... Ağzı olan dili olmayan, kendini ifade etmekten ve kısmi olarak korumaktan aciz tüm canlıların yaşam alanı olan sokakların artık tehlikenin merkezi olduğu kaçınılmaz bir son... Ve biz... Bizler. Arabayla pervasızca çarpıp giden, yemlerine,sularına müdahale eden, yavrularını anne sütünden ve sıcaklığından ayırıp çöp konteynırlarında ölüme terk eden bizler... İnsan mıyız, insanlıktan nasibini almış bireyler miyiz gerçekten de?

Benzer Yazılar

6 yorum

  1. Minik dostların bize ihtiyacı varken bahanelerin havada uçuşması ne tuhaf.:( evde biriken artıklar ve ek mama alıp babam iş yerine götürüyor. Önce köpekler , sonra kediler daha sonra kuşlar ve en son karıncalar , böcekler hepsini yiyormuş. Bir tane bile kırıntı kalmazmış.:) böyle olunca çok güzel oluyor. Bu güzelliği göremeyen insanlara acıyorum.! Bizimle paylaşmanızda ayrıca çok hoş olmuş.:)) yardımlarınız karşılıksız kalmayacaktır. İnşaAllah 😺

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Babanız gerçekten insanlığın nasibini almış güzel insanlardan... Maalesef bu sayı gittikçe azalmakla birlikte tükenmeye de yüz tutuyor. İnsanlığın yaşamasını dilemekten fazlası gelmiyor elimden maalesef. Bugün bir kap mama için bile sorun teşkil edip etmemesini düşünüyoruz bir diğer üçüncü kişiler için. Bundan kötüsü olabilir mi?

      Sil
  2. Kendi türünden olmayan bir canlıyı sevmeyen insan, insanları nasıl sevebilir. İnsanı sevmeyen bir insan nasıl huzur bulabilir, huzuru bulamayan insan nasıl yaşayabilir. Bir canlıyı sevmekle başlar her güzel şey yaşama dair. Biz onlardan üstünüz ya sözümona, öyle değil mi biz düşünüyoruz ya, madem düşünebiliyoruz madem daha güçlüyüz bir mama koymayı, su koymayı nasıl düşünemiyoruz. Tüm bunları da geçtim, zarar vermeyi nasıl düşünüyoruz. Zarar vereceksen düşünme insanoğlu. Düşünen, seven insanlar var oldukça koruyacağız birlikte yaşadığımız tüm canları.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Seninle aynı şartlara eşit olmayan, konuşamayan, derdini anlatamayan, savunmasız ve belki senden kat be kat güçsüz bir cana tecavüz etmek... Onu öldürmek, onu öldüresiceye dövmek, mama kaplarını dökmek????? Pardon, insan mı demiştik?

      Sil
  3. Hayvanlar da canlı ve gözlerinin içine bakınca karşıdaki masumiyeti hissediyorsunuz. Daha öncesinde yıllarca baktığım kuşum vardı,ölünce o kadar çok üzüldüm ki bir daha üzülürüm diye evime hayvan alamadım. Yalnız dışarıda nerede bir hayvan görsem evimin yakınında olmasam bile markete gider yiyecek alıp onlara vermeye çalışırım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayvan seven her insanın evinde bir canlı bakması gerekmediği yadsınamaz bir gerçek. İnsanların maddi koşulları, yaşam şartları, durumları ve buna benzer bir çok kriter uymuyor olabilir. Ancak bugün çokta güvenli olmayan yaşam alanları olan sokaklarda hayatlarını idame ettirmeye çalışan canlara bir ekmek ve bir suyu da çok görüyorken bari zarar vermeyelim! Tek üzüntüm, kaygım bu...

      Sil

Google+ TAKİPÇİLER