ÇOK AYIP ETTİN MÜJGAN

Mayıs 30, 2018


''Insan hiç aynı yastığa baş koyduğu, hayatını hayatıyla birleştirdiği kadına kızar mı?" diye düşünürken yaktı bilmem kaçıncı sigarasını Mümtaz...  Yorulduğunu hissediyordu, sevda savaşının tam ortasında kalbi can kaybediyordu besbelli. Tam 3 yıl olmuştu, koskoca 3 yıldır çırpınıyordu, ne için çırpındığını dahi bilmeden. Sigarasını bastı küle, yüreğine basamadığı acının şerefine diye düşünerek...
14 senelik eşiyle birbirlerine sımsıkı sarıldıkları ve bakıldığında asla ayrı karelere düşmeyeceklerine inandıran o fotoğrafın karşısına oturdu. 
''Ayıp Müjgan, çok ayıp... En sevdiğin yemekleri pişirdim, sevdiğin renkli peçetelere sardım çatal kaşıkları... En son çok beğenerek aldığın ve günlerce karşısına geçip ''gerçekten harika değiller mi sencede, salonumu tamamlayan, masamın imzası olacak kadar güzeller...'' dediğin yemek takımlarını serdim masamıza... Dudaklarından güzel olmasın, güzel dudaklarına ayıp olmasın diyerek ince belli ve sen kadar zarif olamayacak o çay bardaklarına koydum demli ve limon sıkılmış çayını... Çok ayıp Müjgan'ım, bir tadına baksaydın hiç yoktan...'' diye tamamladı içinden geçenleri, gözlerini bir nebze olsun o kareden ayırmadan. 
Ve devam etti;
''Evlendiğimiz ilk hafta. Balayında çekilmiştik bu fotoğrafı. Ve her yıldönümünde bu fotoğrafın tekrarı niteliğinde fotoğraf çekilecektik. Yıllar yıllar sonrası ''vay be!'' diyebilmek, ''oh be, ne güzel bir aşk yaşadık hiç yorulmadan!'' diyebilmek için belki de. Neden fotoğraf çekilmedik bugün Müjgan? 3 yılımız eksik. Hep susuyorsun, hep o sessizliğin en içli akşamlarında bilinmezliklerin içinde boğuyorsun beni, reva mı bu yaptığın bana? Söyle be Müjgan... Neden yaşatıyorsun bunları bana?''

''Önce benimle uyumayı bıraktın, sonrasında aynı evde yaşamaktan vazgeçtin. Çok mu yoruldun, çok mu yordum seni? Bundan sonra orada burada değil, kirli sepetinde olacak tüm kıyafetlerim, çoraplarımı da çıkartıp yerine koyacağım. Yemek bitince seninle birlikte kaldıracağım sofrayı Müjgan, özür dilerim. Seni kırmışım sanırım... Düşünemedim!'' derken bir yaş aktı ve sol bacağına düştü. ''Geliyorum Müjgan, yeni adresin elimde, geliyorum şimdi seni görmeye'' diyerek kalktı yerinden. Ceketini cebine anahtarı atarak giydi ve saniyeler içerisinde çıkıp kapıdan yola koyuldu. Ortalama 15 dakika yürüme mesafesindeydi Müjgan, neyse ki yakın, gitti ama çok uzak değil diye düşünürken bir heyecan kapladı içini. Madem affedilmesi gerekiyordu, en sevdiği çiçekleri de almayı ihmal etmedi çiçekçiden.

 Üstüne bir not; ''Sen bu ucu bucağı olmayan aşkın sonsuz sevdası, bense ölümüne sevdalı... Affet beni karıcığım, affet Müjgan'ım...''


Gelmişti, sessizce girdi büyük, beyaz, geniş bir kapıdan... Oturdu sessizce. İçinden saymaya başladı, çok heyecanlandığı zaman rahatlayana kadar sayıları teker teker sayardı içinden. Bunlar genelde rasyonel sayılar olurdu, bir matematikçi olmak kolay değildi ne de olsa... Meslekten gelen bir takıntı diye geçiştirdi hep.
Tekrar bir nefes aldı Mümtaz. Hafif bir öksürme hissiyle. ''Bak hasta oluyorum sanırım, bitki çaylarını methiyeler düzerek sererdin önüme, şöyle faydalı da böyle sağlıklı diye... İçmemek için direnirdim, tanrım ne aptalmışım! Şimdi yapmıyorsun ama olsun, ben yaparım bu sefer hemde ikimize...'' Dedi. Ah unutuyordum, bu çiçekler sana. Dur dur! Dinle. Seni kırdığımı, sanırım yıllardır süre gelen alışkanlıklarımla seni yorduğumu ne yazık ki buncaaaaa yıl sonra anlıyorum. Gitmen gerekmiyordu evden, haklısın. Ama işte, anla sen beni Müjgan. Papatya ve aralarında mavi güller... En sevdiklerin. Ev sensiz izbe bir karanlık. Nefes nefese kaldım bu hayatın ortasında, denizle gökyüzünün birleştiği o yere kulaç atıyorum sanki, hiç ulaşamayacağımdan bir haber. Dünyanın, denizin, boşluğun tam ortasında kaldım Müjgan. Yemekler senin yemeklerin kadar güzel kokmuyor, uykularım yarım yamalak sen yokken evde kayboluyorum kendi içimde... Berduş gibi geziyorum boş sokaklarda yağan yağmurun altında. Yaşım emekliliği bile ardında bırakmışken, yorgunluk daha bir ağır...


Bir anda doldu yüreği, patlamaya hazırlandı sancıları, acılar vurmaya başladı göğüs kafesine... Yaşatmıyorsun beni, yaşatmıyorsun, yaşatmıyorsun, yaşatmıyorsun... diye tekrarladı belki defalarca. Her birinde daha bir içli, daha bir ağlamaklı. Kapattı gözlerini.

''İhbar üzerine gelinen İstiklal Mezarlığı'ndan, eşinin kabir ziyaretinde üzüntüye bağlı rahatsızlandığı düşünülen hasta alındı ve hastaneye doğru yola çıktık, bilginize'' anonsunu sirenlerle harmanlanmış biçimde duyana kadar da açmadı gözlerini Mümtaz... ''İyi misiniz Mümtaz bey?'' seslerine aldırış etmeden...

Benzer Yazılar

13 yorum

  1. Kaybettiğinin gelmeyeceğini bile bile geçmiş 3 yıl...Kabullenmesi de alışması da zor.Sevdiklerinin kıymetini,değerini yaşarken bilemeyenler için ne üzüntü verici bi durum :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef öyle, her gün son gün gibi yaşamalı...
      Sevgiler.

      Sil
  2. Yalnız olmayı seven bir insanım ve Can da sık sık tepemin tasını attırır ama onun olmasa sanırım sinirlendiğim hiçbir şeyin bir manası olmadığı çıkardı ortaya. Yalnız olmak da hiç cazip gelmezdi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değil mi? Sevgi insanın ruhunu, kalbini, yaşama dair hislerini besleyen en naif duygu.

      Sil
  3. Kimbilir ne zordur giden yarinin arkasından özlem. Aslında içilen sigara değil, özlemin gözyaşlarıdır. Yıllar önce bir olduğun parçanın eksikliği ne korkunç yarab. Ya ölüm niye soğuktur? Ölüm her koşulda saygıyı hakediyor tartışılmaz otoritesiyle. Kendimi o kadar içinde hissettim ki hikayenin, ambulans sesi susacak diye çok korktum. Susarsa siren, hastaneye yetiştirecek bir can yoktur artık. Artık ses yerini ölümün saygınlığına bırakır. Melissa çok güzel olmuş, emeğine sağlık. Allah nefesimizi tekletmesin, yaşamdaki can paydaşlarımız hep yanımızda olsunlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel tarif etmişsin Mehmet. Bu naif yorumun ve yaklaşımın için gerçekten çok teşekkür ederim. Benim bu saatten ve yaştan sonra hayata dair en derin temennim, sevgide bakiliktir. Gerisi hep teferruat... Tekrar çok teşekkür ederim, sevgiyle kal:)

      Sil
  4. İnsan sevdiğini en çok da anılarıyla yaşatıyor. Özlem büyüdükçe yaşamak daha da zor geliyor. Ölüm, bir nebze olsun tuz bassa da yaraya, şairin dediği gibi ayrılıklar da sevdaya dahil.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevda her daim sevda, sevgi her yerde sonsuz.

      Sil
  5. of of ah bu hayatlar yaa. bi de sen müzeyyen müjgan ne güzel isimler buluyon, eski romanlardaki isimlere benziyooo :)

    YanıtlaSil
  6. "Kimdi giden kimdi kalan..Giden mi suçludur her zaman.." Ahh Müjgan ahh..Ne zordur hiç gelmeyeceğini bildiğin birinin hasretinden yanmak,kül olmak..Kaleminize sağlık

    YanıtlaSil

Google+ TAKİPÇİLER