AH MÜZEYYEN!

Mayıs 27, 2018


Yürüyorduk.
Ellerim ceplerimde, gözlerim rüzgardan savrulup yüzüne usul usul dokunan dağınık saçlarına kayıyor. Derin bir iç çekiyor, bu kirli hava hasta eder mi onu diye düşünmeden edemiyorum. Oysa insanlık hastalığın dibinde can vermişken havanın kirliği daha ne kadar hasta edebilirdi ki bir insanı? 
Yağmur çiseliyor, henüz fark ediyorum.
Gözlerine dokunuyor yağmur, kirpiklerine, yanaklarına, sonra da dudaklarına...
Yağmurun dokunarak kayıp gittiği o suret benim giderek yabancılaştığım, yabancılaştırdığı liman oluyor her adımda.  
Susuyor...
Konuşmuyor hiç.
Haykırmak istiyorum!
''Dur! Bak gökyüzüne, uzanalım bir kumsalda. Kayan yıldızların her birinin kuyruğuna dileklerimizi bağlayalım, hangimiz daha çok yıldız sayacak yarışalım. Bugünden yarına doğru akarken zaman, tamamla yarım kalan yanlarımı, ama gitme Müzeyyen... Gitme ki, yaşayayım. Ölmeyi nefes almamak sanma, ölmek çok daha derin bir mevzu. Çok daha acı, çok daha zor... Yavaş yavaş, sonsuza dek kıvranarak öldürme beni. Rüyalarımdaki o peri, sabahlarıma doğan o parlak ve asil güneş olmaya devam et. Gülüşlerinde ısınayım yine, yorgunluğumu kapıyı heyecanla açan gözlerinde unutayım... Müzeyyen, aşk bu. Sen hiç şiir okumadın mı? Görmedin mi aşkından derbeder olmuş şairlerin her mısrada dirilip dirilip nasıl öldüklerini? Nasıl şiir okuyorsun sen Allah aşkına... Bir, iki, üç, beş kaç olursa olsun, çocuklarımız olacaktı ya hani... Sana benzeyecekti, sen kokacaktı hani hepsi ayrı ayrı... İnce parmaklarının sahibi olan narin ellerinin dokunduğu bu kalp seninle doğdu, seninle dünyanın cennetine erişti, sen büyük bir varoluşsun Müzeyyen. Kadınsın sen, kadınım, benim kadınım.
İnce belinden kaçlarına düşen sarı saçlarının her bir telinde kalan parmak izlerimi silip götürme. Yapma bunu bana, kadın doğurur. Çocuk doğurur, aşk doğurur, yuvayı doğurur yeni baştan... ''Beni öp, sonra doğur beni'' derdi ya Cemal Süreya. Hah! Hadi öp. Ürkek, titrek dudakların konuşsun dudaklarımla, biz susalım.'' demek isterdim. Diyemedim.
Yol ayrımına geldik, ben düz devam edecek, sense sağdan dolmuşların birisine bir el kaldıracak, bense yeniden öpmek isteyecektim bir zamanlar saçlarımdan yüzüne kaydırdığın o güzel ellerini... Dolmuşçu abim bilseydi ona kaldırdığın o bir elin bende ne şiirlere konu olduğunu, durmaz devam ederdi belki...

''Hoş..ça...Kal...'' dedi, belli belirsiz. Ne diyeceğimi beklemeden ve muhtemelen merak etmeden.
Gitti.
Müzeyyen gitti.
Şiir bitti, 
Ev soğuk,
Güneş battı,
Yıldızlar sönük,
Kedim küskün, o bile ''bir kadına bile sahip çıkamadın!'' dercesine bakıyor.
Yanıyorum, cenneti sunduğun hayatı cehenneme çevirmek mübah mı Müzeyyen?
Söylesene, reva mı tüm bu gidişin yıkıntıları bana?
Ah Müzeyyen...
Ah!

Benzer Yazılar

8 yorum

  1. Ah müzeyyen ah gece gece yıktın içimde ki satırları döktün yalnızlığımı solmuş sayfalara ah ah kocaman bir ah kaldı avuçlarımda da senden sonra kalan bir ah Müzeyyen ...yüreğine kalemine sağlık canım benim şahane olmuş sevgiler ...❤😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim canım güzel yorumun için, çok naziksin... :)

      Sil
  2. Çok beğendim. "Ölüm sadece nefes almamak sanma, daha derin derin bir mevzu" , o derinlik saygıyı hakediyor. Ölüm sözcüğü bile başlı başına ağır bir karakter kelimelerin dünyasında.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim Mehmet. Çok naziksin... :)

      Sil
  3. heeeey sen böyle şeyler, öyküler yaz işteeee yaaa mademsi bol bol :) müzeyyen de çok uymuş çok uygun bir isim olmuuuş :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim! :) Sevgiyle kucaklıyorum...

      Sil
  4. Çok beğendim. Bu tarz öykülere devam etmelisin. Müzeyyen deyince çocukluğumdaki komşu teyzem aklıma geldi birden. AH ESKİ GÜNLER.

    YanıtlaSil
  5. Ahhh Müzeyyen kim bilir neler yaşadın da bu satırlar sana ithaf edildi..

    YanıtlaSil

Google+ TAKİPÇİLER