SOSYAL SORUMLU BİREY

Nisan 16, 2018


''Empati.''

Ya da diğer bir ifadeyle eşduyum karşımızdaki insanın duygu ve düşüncelerini içselleştirerek, onu anlamaya çalışmaktır. 
Bu da demek oluyor ki bir insanı anlamak o kadar da zor değil. İnsan duyguları olan bir yaradılıştır, ve duyguları ona merhameti sunar. Bunu nasıl kullanacağımız ise tamamen bize kalmıştır.
Merhamet bize duyarlılığın kapılarını açar. Duyarlı insanlar ise dünyayı ve insanlığı ayakta tutacak, dünyayı kendi hatırları için döndürecek insanlardır...

Buraya kadar sanıyorum ki her şey tamam... Peki ya sonrası?

Şöyle...

Bir çok kanaldan ama sosyal medya, ama televizyon, ama gazete bir şekilde toplumu belli projelere davet ediyoruz. O dönem haberler dahi bu projelere değiniyor, sanatçılarımız programlarında bu kampanyalara yer veriyorlar. Tek bir amaç ve tek bir hedef var, insanlardan destek görmek... Ve her proje maddi destek beklemiyor, -ki buna sonra detaylı olarak değineceğim gerekli görüşmeleri tamamlayıp- ancak ortadaki tablo çok iç açıcı değil. Maalesef yeterli desteğin ve katılımın sağlanmamasından ötürü projelerin ömrü tükeniyor, bir şekilde o devamlılığı sağlayamıyor. İşin kötü yanı bu projelerin gelirleriyle açılan ve yürütülen merkezler oluyor, bunlar dahi bir süre sonra kapı duvar... Devlet destek sağlasın diyoruz, evet sağlasın. Gerekirse devlete çağrı yapılsın, mailler yazılsın. Ama devamında da biz vatandaş olarak üstümüze düşeni yapalım. 
Devlet destek versin deyip çekileceksek, sonrasında ne olacak? Bizim yardımlarımızı bekleyen insanlar, birilerinin annesi, babası, ablası, amcası, dedesi, kardeşi. 

Projeler dışında...
Bir çok kurum var ülkemizde. Kimsesiz çocukların yaşadıkları Çocuk Esirgeme Kurumlarından tutun, kimsesiz yetişkin bireylerin kaldığı Huzur evlerine kadar... Kaç defa gidip ziyaret ettik mesela? Kaç kez elimizde iki üç parça ufak bir hediyeyle ellerinden öptük boynu bükük amcalarımızın, ve kaç kez yaren olduk yalnızlıklarına gözü yaşlı teyzelerimizin? 

Bir çoğumuz anne baba... 
Çocuklar büyüyorlar, geriye kalıyor onlarca oyuncak... Ne oluyor bu oyuncakların akıbeti peki? Çöp konteynırını boylamak mı? Kilerde çürümek mi?

Maddiyat mıdır bütün iyilik? Bence hayır. Bazen sadece bir tebessüm dahi değeri ölçülemeyecek kadar özeldir... İyilik için var olmamız yeter, gerisi tamamen teferruattır. 
Bundan seneler önce bir etkinlik dahilinde Çocuk Esirgeme Kurumu'na gittik. Belki vardı 20 çocuk, hepsinin gözü gözlerinizde... Hangisine baksanız hemen gülümsüyor, sırf yanına yaklaşın diye... O kadar burkuluyor ki içiniz, bunu ifade dahi edemem. 

3 sene evvel gittiğimde ise, yanına oturup oyununa oyun arkadaşı olduğum o sapsarı saçlara sahip kız çocuğu bana ''Annem gelecekmiş, gelsin sende tanış... Beraber oynarız'' dediğinde yutkunamadım, boğazımda bir şey durdu, ve geçmemek için direndi. Annen hep seninle, sen ona dua et, ruhuna dua et, mekanı cennet olsun de diyemedim ki... Desem  bile anlayacak mı? Hayır, çünkü kendisi daha melek, minicik... Epey zaman geçirdim hepsiyle, en son çıkacakken yanıma koştu sarı saçlı prenses... ''Yine gel, annem gelmezse sana anne derim hem...'' dedi. Yapmamam gerekirdi, ama tutamadım göz yaşlarımı. Eğildim, sımsıkı sarıldık. O da ağladı, neye ağladı bilmiyorum ama beraber ağlamak bile çok güzeldi. Ve gidemedim, 40 dakika daha oturdum, saçlarını sevdim, yüzünü sevdim, uyuyakalana kadar... Uyanmadan git dediler, uyanırsa ağlar... Asıl uyandığında beni bulamazsa tekrar hayal kırıklığı yaşar! Hayal kırıklığı için daha çok küçük dedim... Ve uyandırdım. Ben gideceğim, işlerim var, büyüklerin işi vardır biliyorsun dedim. Para kazanmaya mı gideceksin dedi, evet sen dua et dedim. Öptüm alnından. Gitmeden oyun oynayalım, ben gözden kaybolana kadar en çok gülen oyunu kazanır, birimiz ağlarsak oyunu kaybederiz, tamam mı? dedim. Duraksadı bir, önce ağlamaklı oldu bunu hissettim ama hiç bozuntuya vermediği belli, kaybetmeyi sevmiyor bizim kız. Tamam dedi tez canıyla.... Başlıyoruz dedim ve ben geri geri çıktım... Sürekli el sallayarak, dudaklarım gülerek, kalbim ağlayarak. 
Ve gözden kaybolduğum anda bıraktım gözlerimden akan ne varsa...
Yani oyunu kaybettim.
Korkarım kaybettik, çünkü o da ağlamış...
Ama şuna inandırdım yüreğimi, 2 saat bile olsa mutlu oldu. Bir tebessüme sebep oldum. Bunun için ne zenginliğe ihtiyacım vardı, ne de çok büyük yatırımların sahibi olmama... Benim en büyük yatırırım sevgiye oldu her zaman... Her daim!

Demem o ki, düşebiliriz. Birimiz düşerse öbürümüz koşar. Bugün düşenlere biz koşarız, yarın biz düşersek, uzanacak el hazır olur... Bazı iyilikler birleştikçe, büyüdükçe anlamlaşır... Bazı iyilikler çok ucuzdur hatta...Bu dünyada bir biz değiliz sevgiye ihtiyaç duyan, bayramlarda ziyaret bekleyen... 
Sırf bu yüzden çevrede yapılan sosyal sorumluluk projelerine, devletin kimsesiz çocuk/yaşlı herkes için yürüttüğü kurumlarla iletişime geçip neler yapılabilir ve bize düşen nedir öğrenebiliriz. Ziyaretler hakkında bilgi alıp bir çiçekle gitsek bile, onlar çiçeği bir güneş görecek, güneş doğacak yüzlerine... Değmez mi?




Benzer Yazılar

8 yorum

  1. Empati kurmak çok önemli... :)
    Ben de beklerim sayfama! :) ;)

    YanıtlaSil
  2. Yazini okurken de benim bogazima bir yumru oturdu. Insanlar bedava hediye dagitilan yerlere ayaklari totosuna vura vura kosar,ama bu etkinliklere zaman yaratmazlar. Cok düsündürücü. Güzel bir farkindalik yazisi olmus 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaten ne oluyorsa tam da bu noktada oluyor Sevgili Derya... Ne acı oysaki. Değil mi?

      Sil
  3. Merhabalar blog dünyasında yeniyim hepinizi davet edip bloglarıma bakmanızı rica ederim. Bu arada sizi GFC den takibe aldım banada beklerim.
    cagdasipekk.blogspot.com

    YanıtlaSil
  4. ay burnum sızladııııı of of yaaa.

    YanıtlaSil

Google+ TAKİPÇİLER