HEY GİDİ İZMİR!

Nisan 05, 2018

İzmir - Saat Kulesi 

Deniz...
Sahil kenarı...
Uçan kuşlar, köpüren dalgalar, denizde sektirilen taşlar ve balıkçı tekneleri.
Denize kıyısı olan şehirde yaşamak... 


Asıl yaşamak budur işte! Hür, uçsuuuz bucaksız, burnuna dokunan hafif tuz havasıyla beraber yüzüne dokunan ılık rüzgar. Yaşamak bu değil de nedir?
Ben çocukluğumu İstanbul'da geçirdim,  ve burada büyüdüm. Taaa ki evlenene kadar. 
Ancak bugün bana İstanbul deseniz, akan sular durur. Hatıralar hep içimde kıpırdar, aklım kayar, bir iç çekerim. Ne kadar yorulduysam kalabalığından, keşmekeş hayatından, bir o kadar da vazgeçemedim. Kızgınlığım, kırgınlığım, küslüğüm günler sürdü çok çok... Hem bir şehre küsülür mü hiç, hele ki denizi kucaklıyorsa! Bir yaşam sığdırdım aslında ben o şehre, bir çok yaşanmışlık ve koskoca bir hatıra. Belki de bu yüzden hiç sırtımı dönemedim de hep sırtımı yasladım, bilemiyorum. Aldıkları verdikleri bir şekilde kendini eşitledi yıllar boyu. 
Taaa ki...
Taaa ki o mis kokan toprağı dedim toprak annemi benden alana kadar!
Sonrasında gönlümü de, acımı da bıraktım o şehirde, benim değilsin dedim...
Sorarsanız eğer, evet kırgınım hala, korkarım da hep böyle kalacak.

Derken çocukluğumda epey şehirlerini gezdiğim, ancak tadına varamadığım ve çoğu yerini anımsayamadığım İzmir'e düştü yolum eşimle beraber. Evliliğimizin ilk tatiliydi İzmir'e ilk gidişimiz. 4 gece 5 gün geçirdim, ama nasıl geçti derseniz, doyamadan gözü yaşlı döndüğüm söyleyeceğim ilk şey olur.

Mesela Saat Kulesi... En çok merak ettiğim yerdi. Yan tarafa hemen çektiğimiz fotoğrafı ekliyorum, Konak meydanında bulunuyor Saat Kulesi. 2.Abdülhamit'in tahta çıkışının 25. yılını kulamak amacıyla 1901 yılında yaptırılıyor. Gitmeden evvel bir araştırma yaptığım için, tatil öncesi öğrenmiştim hikayesini. Gariptir ki böyle bir inşaa sebebi beklemiyordum, daha böyle nasıl desem... Saat ile alakalı, değişik bir hikayesi olur sanıyordum. O yüzden hiç unutmuyorum yılını, sebebini, hangi padişah olduğunu... Gündüzü güzel, ama akşamı apayrı güzel, onu da ekliyorum hemen. Banklarda yer bulursanız eğer uuzuun uzuuuun etrafı, insanları izleyip beyninizi ve ruhunuzu o şehrin güzel dinginliğine bırakabilirsiniz. Kafanızı biraz sağa çevirirseniz hemen ileride de sahil var. O sahilin ılık rüzgarını zaten hissetmemek elde değil.

İzmir - Kızlarağası Hanı
 Bir de Kızlarağası Hanı var. İlk gittiğimiz sene  bulamamıştık kendilerini. Aramamış mıydık tam  emin değilim, ama bir şekilde göremeden  dönmüştük. O kış sürekli Kızlarağası Hanı ile  alakalı fotoğraflara, programlara denk gelince  ertesi sene tatilde ilk işimiz bu hanı bulmak oldu. Dışarıdan bakıldığında çok bir albenisi olmasa da içi ayrı bir dünya. Apayrı bir geçmiş barındırıyor üstünde...
İçeri girdiğinizde bir avluyla karşılaşıyorsunuz, bu avlu ticaretin yapılıp malların depolandığı yer. Şimdi o alanda ufak tabureler ve masalar var, çay keyfini doyasıya yaşayabilmek için. O kadar samimi, o kadar geçmiş kokan bir havası var ki... Hele bir de üst kata çıkıp balkonda oturabileceğiniz yer var ki (fotoğrafta görebilirsiniz) tepeden izleme şansına nail olduğunuz. Anlatılmaz yaşanırın kelime anlamı sanki...

İzmir - Kordon Sahil
Denizi olan şehrin güneşi bile bir başka batıyor. Gökyüzü, deniz ve güneş birbirine karışıyor adeta. İnsanlar işten evlerine, otobüslerine giderlerken bile durup şöyle bir iki dakika izliyor günbatımını, öyle gidiyorlar gidecekleri yerlere. 

Şimdi ne zaman İzmir deseler, ne zaman İzmir yazısı okusam, blogger bir İzmirli arkadaşımız var, epey güzel anlatmış İzmir'i mesela buradan profiline bakabilirsiniz , okudukça insan İzmir'i özlüyor. Kendisi İzmir'li olmasından epey bir bilgi sahibi mekanlar ve yerler hakkında. Ve ben her defasında sanki bir daha hiç gidemeyecekmişim gibi hissediyorum, özlemeye başlıyorum İzmir'i.
Sanırım İzmir'im gelmiş, ben yine özlemişim o güzel şehri... Sahilini, kıyısını, toprağını...



*fotoğrafların çekimi şahsımıza aittir, alıntı yoktur.*
                                                                                   

Benzer Yazılar

14 yorum

  1. Yazınız çok güzel, ama fotoğraflar mükemmel ötesi. Bayıldım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Çok teşekkür ederim, fotoğrafların tamamı eşimin çekimidir, herhangi bir alıntı söz konnusu değil. Yorumunuza sağlık :)

      Sil
  2. Tek kelimeyle harika bir yazı. Biliyor musunuz benim eşim de İstanbullu. Ağlayarak geldi İzmir'e, şimdi oraya taşınalım desem ilk o itiraz ediyor. Ben İstanbul' u da çok severim de, aşk ve tutku deyince İzmir' den başka kelime gelmez aklıma. Kadıköyün Haldun Taner tiyatrosu ya da Boğa heykeli ne kadar buluşma yeri ise, bizim de saat kulemiz o kadar buluşma yeridir. Orada kuşların arkasından koşmayan, yem atmayan İzmirli çocuk yoktur. Eskiden hemen yanından ana cadde geçerdi. Yanında tarihi bir cami vardır. Cami ile saat kulesi arası ana caddeydi ben çocukken. Bana sorarsanız bu hali çok daha güzel. Diğer yanında ülkemizin kahramanı olsa da bir İzmirli için kahraman ötesidir Hasan Tahsin, heykeliyle yad ederiz ilk kurşunu. Yirmi adım sonra kemeraltına girersiniz. Kızlarağasında kahvenin en güzel tadını yaşarsınız. Bir gün eşinizle yolunuz düşerse kırk yıllık dostluk kahvesi içmek isterim. Kızlarağası bir anlamda küçük bir kapalı çarşıdır. Çevresinde tarihi lezzetler vardır. Söğüş severseniz en iyisini bulabilirsiniz, ayrıca tarihi şambalisi de vardır. Konak meydanından Gündoğdu meydanına Kordon havası almalısınız. Çimlere oturup midye bira yapmalısınız. İzmir insanı niye farklıdır biliyor musunuz, biz özgür çocuklar olarak büyürüz de ondan. Özgüven bizim için büyüme çağıdır. Burası efelerin diyarıdır, biz Atamzın emaneti Zübyde anamızı misafir ederiz. Hiç bir baskıya tarihin hiç bir döneminde boyun eğmeyenlerin şehridir de ondan güleryüzlüdür bu şehrin insanı, mutludur çünkü. Yazı şahane, fotoğraflar şahane. Ben hem İstanbulu hem İzmir yaşadım bu yazıda. Deniz olmayan bir şehirde nasıl yaşanır, ben yaşayamam sanırım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, o ufak camiiyi biliyorum,ama orada ana cadde olduğundan haberim yoktu, gözümde canlandı...
      Ayrıca eşinizi anlayabiliyorum, kolay değildir İstanbul gibi bir şehri terk etmek. İnsanın gözü dönecek, demirleri kıracak ki dönüp gidebilsin... Yoksa şuan İstanbul'da olabilirdik diye düşünüyorum :)
      İzmir başlı başına bir hayat, bu konuda katılıyorum. Çok haklısınız. Dilerim bir gün gelirsek sizleri de görmekten şeref duyarız, kaleminize sağlık. Bizden oralara selamlar, kucak dolusu sevgiler...

      Sil
  3. Deniz olmayan bir şehirde yaşamayı ben de istemem. Gerçi, İstanbul'da belli yerler hariç herkes denizi görmüyor ama var olduğunu biliyoruz ya o da bize yetiyor. Çoşkulu ve samimi duygularla kaleme aldığınız yazınızı okudum. Annenizi kaybetmişsiniz çok üzüldüm. Başınız sağolsun, Allah sabırlar versin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Deniz olan şehirde denizi görmek bile bir mucize metropol şehirlerde, çok haklısınız Rabia hanım. Ancak dediğiniz gibi deniz var mı var, bilmesi, havası dahi yetiyor. Görmeden yaşıyoruz diyoruz :))
      Onun dışında çok teşekkür ederim, dostlar sağ olsun... Amin.

      Sil
  4. Denizi kız, kızları deniz kokan şehir :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, bu sözü yeni öğrendim :) Bir daha bir İzmir makalesi dökülürse kalemimden, ekleyeceğim bu sözleri...

      Sil
  5. Selam Melissa,tanistigimiza memnun oldum.Fotograflar sahane.Bir gun Izmir'i gorebilmeyi umuyorum.Sevgiler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Sibel, bende tanıştığımıza çok memnun oldım ve beğenin için çok teşekkür ederim. Dilerim görürsün, buna değecektir, inan... :) Sevgiler.

      Sil
  6. Ne güzeldi öyle, buradan İzmir' e sıcacık bir yolculuk yapmış olduk kalben ve belki de ruhen.. :)

    YanıtlaSil
  7. Öyle bir anlattınız ki gidesim geldi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En azından bir kere gitmenizi ve o havayı solumanızı öneririm...
      Hatta imkanınız varsa yaz ortası değil de ilkbahar/sonbahar dönemlerinde gitmeniz daha gezilesi bir imkan sunacaktır :)

      Sil

Google+ TAKİPÇİLER