GEÇMİŞTEN GELDİK, GELECEKTE KAYBOLDUK

Nisan 07, 2018

Kırklareli Kültür ve Sanat Evi
Mustafa Kemal Atatürk'ün 1930 yılında konuşma yaptığı bina
Havaların ısınmaya başlamasıyla birlikte hafta sonu planları da yapılmaya başlandı. Bugün de bizim için onlardan bir tanesiydi. Hava harika, 25 derece civarlarında seyrediyor şu aralar... Laleler açmış, insanlar sokaklara atmış kendini, bir nebze de olsa hava
nın güzelliğinden nasiplerini alabilmek için. O cıvıl cıvıl kuşların sesi, ve uzaktan uzaktan gelen çocukların oyunlardaki gülüşmeleri... Özetle huzurun günüydü bugün! Ve ben bugünü, beni etkileyen günü fotoğraflayarak sizlerle de paylaşmak istedim. Buyrun fotoğraflarla beraber bugünüme yolculuk yapalım!
Kırklareli Kültür ve Sanat Evi
Geçmişten esintiler - bal mumu heykelleri
Plansız bir gündü, uyandık ve baktık ki hava güzel... Dışarı çıkalım dedik. Ufak bir şehirde yaşıyorum, trakya bölgesi burası... Kırklareli şehir ama gezilecek yerler oldukça sınırlı. Alternatifimiz olan Kırklareli Kültür ve Sanat Evi adını taşıyan ve Mustafa Kemal Atatürk'ün 20 Aralık 1930 yılında konuşma yaptığı binaya gitmeye karar verdik. (Dış görünüşünün fotoğrafını da çektim, ekliyorum hemen yan tarafa)
Binanın içi bal mumu heykelleriyle dizayn edilmiş. Kırklareli yöresine ait eski dönemlerdeki ev yaşantısı,  geçim kaynağı olan dokumacılık ve peynircilik, evlenen gelin ve damatların yöresel hazırlık aşamaları gibi bir çok durum o harika bal mumu heykellerine aktarılmış ziyaretçilere. Sizde de oluyor mu; böyle eski zamanlara ait olguların günümüze taşınmasında bir duygu esintisi? Yüreğiniz bugünden o günlere gidip, iç çekiyor mu ya da? Benim şahsen bugün o heykeller gözümde hayata döndü sanki, o damat gerçekten birazdan duvaklara sarılmış bembeyaz gelinlikler içerisindeki kızın elinden tutup düğün meydanına çıkacak, o teyzem gerçekten açtığı hamurdan yapacağı böreği fırına verecek, sofrada yerini alan aile bireyleri evin annesinin yemekleri servis etmesiyle yemek yemeye başlayacak gibi geldi. Ve kimse evlenmedi, kimse yemekleri sofraya getirmedi, ve börekler de pişmedi tabii ki... Tütmedi kısacası o baca.
Kırklareli Kültür ve Sanat Evi
Geçmişten esintiler - Bal mumu heykelleri
Hiç görmediğim, hiç yaşamadığım sadece duyarak ve okuyarak tanık olduğum o günler hep içimde bir yerde yaşar durur. Ne zaman eski, terkedilmiş bir ev görsem misal... Kim bilir ne yaşandı der bahçesinde koşan çocukları canlandırırım gözümde. Sonra bir anne çıkar kapıdan, sırtına koyar havluyu yavrusunun, gülümser koşarak uzaklaşan çocuğunun arkasından... 
Fırında bir ekmek pişer mesela, her yer mis gibi emek kokar ekmekten çok! Sonra bir afacan çocuk koparır ekmeğin ucundan, kemirir onu usulca... Anne yüreği ya bu dayanamaz, koyar arasına domates peynir, ''hah böyle ye'' der. Benim bile çocukluğuma dokunmuş bir yemek olan domates peynirli ekmek dünyanın en zengin yemek menüsüydü istisnasız. Sonra bir korna, bir kavga sesi bölüyor hep zamana yolculuk yapan ruhumun ziyaretlerini... Ve ben her geçmişin izlerini takip ettiğimde aynı kapıya çıkıyorum ''samimiyet...'' Bizim hep gülerek geçiştirdiğimiz ama büyüklerimizin ısrarla dillendirdiği bir gerçek olan ''eskiden her şey daha güzeldi, komşuluk mesela'' sözlerinin ne kadar da yerinde bir tespit olduğunu görebiliyorum artık. O günlerde yaşamak bile gerekmiyor aslında, o günlerin anlatıldığı onlarca roman, anı kitabı ve buna benzer bir çok kitap-film-dizi-belgesel mevcut... Biraz araştırınca günümüz ile yakın(?) geçmiş arasındaki uçurumu görmemek işten bile değil. 
Akıp giden zamanla beraber değişen kavramlar oldu. Güven mesela... Eskiler anlatır,insanlar evlerinin kapısını bırakın kitlemeyi yazın hiç kapatmadan uyurlarmış. Hırsızlık, cinayet gibi kavramların kelime anlamları dahi tam bilinmiyordu o dönemlerde. Bir evde bir yemek pişiyorsa, o mahallede her komşu nasibini alıyordu, yemeğin kokusunu alanın canı çeker de içinde kalır korkusuyla. 
Mahallenin kadınları toplanır, tarhanalar kurutulurdu. 

Börekler, baklavalar açılırdı. Birlikten kuvvet, birlikten güç, birlikten sevgi doğardı! 
Mahallede acıkan çocuğuna ekmek yapan anne, tüm çocuklara eşit bölüştürerek dağıtırdı ekmek sandviçleri. Bayramlar deseniz, ah o bayramlar! Erkenden kalkılır, sofralar hazırlanırdı. Akabinde herkes birbirleriyle bayramlaşırdı, ikramların biri gider bir diğeri gelirdi. Çay her zaman tüterdi usul usul sobanın üstünde, yayılırdı tüm odaya. Bir çay demekti bayram, bir de kolonya... Çocuklar bile bayram için gün sayar, bayramlıklarla mutlu olurdu. Bir çocuğu mutlu edebilmek bayramı ikiye katlardı büyükler için. Mezarlıkların kapısında derin bir kuyruk, otoparklar kilitti mesela. Bu dünyada görevini tamamlamış olan herkesin ruhları aldıklarıyla duayla bayramı yeniden hissederdi belki de... Toprak su, ruh dua ile tanışırdı her ziyarette yeniden!

Peki şimdi?
Şimdi çok şey değişti hayatımızda. Kapıların üstüne kim kaç kilit vuruyoruz artık, sokakta oynayan çocuk deseniz... Sokak kavramı bitti bitiyor artık. Çocukların yeni oyun alanı bilgisayar-tablet oyunları. Hoş, ortada bunca kötülük kol gezerken sokakların çocukları kucaklaması pek mümkün değil zaten... Bugün pedofili vakalarından geçilmiyor üstelik! Ağır bir sapkınlık sinmiş zihniyetlerine hepsinin... Bir komşu bir diğer komşuya selam vermemek için ''görmedim seni'' maskesinin ardına saklanıyor, ve kendi kapımızı zilimizi çalana bile açmaya yönelmiyoruz. Evet bunu yapıyoruz ama tamamen de haksız sayılmıyoruz. Kötülüklerin bu denli ortalıkta dolaştığı bir devirde insanların bireysel güvenlikleri evlerinin ardında dahi hep bir adım tehlikede... 



Bayramlar derseniz... Bayramlar artık ziyaretlerin değil, tatillerin yapıldığı günler haline geldi. Ailesi olan insanların ''ailem var'' diyerek ailelerinin kapısını çalmaları o kadar istisna duruma geldi ki... Aslında biz o toplum yaşantısının getirilerinden koparken, geleneklerimizden de uzaklaştık ne yazık ki. Hayat telaşesi de değişiyor, buna uyum sağlıyorduk belki de. Ama çok net bir şey var ki, bazı kavramlar tamamen yitip giderken, bazı kavramlar ise değişime uğradı. Ve bambaşka bir toplum sosyolojisi çıktı ortaya. Ama iyi ama kötü bunu tartışmak yersiz, bildiğim tek şey zamanın aldığı o güzel samimiyet... Gerisi koskoca bir mazi! Geçmişte kalan...
Kırklareli Kültür ve Sanat Evi
Geçmişten Esintiler - Bal mumu heykelleri

Bazen düşünüyorum bundan bir 50 yıl kadar sonrasını... Acaba o zamanın gençleri, aklı selim insanları bizim yaşadığımız bugünler için ne düşünecek? Yaşamadıkları bir dönemi bile özlemek zorunda kalacaklar mı? Dahası gelecek mi bugün ve geçmiş arasındaki mesafenin arttığı zamanlar? Yabancılaşmanın hakimiyetini hissederken, yabancı olmak kavramını mı benimseyecekler? Bilemiyorum... Polyannacılık yapmaya çalışarak belki de bizi eleştirip '' ne kadar güvensiz ve birbirlerinden kopuklarmış, şimdiki samimiyet ve toplumsal bütünlük yokmuş'' derler de, hiç değilse gelecek nesil güzellikten nasibini alır... Belki de!
İşte bu yüzden;
Şimdi umut, bir çocuğun masallardaki peri kızına inanması kadar gerçek ötesi... Ve inanmak istenecek kadar heyecan verici.
Ve şimdi dilek, bir gün gelecek geçmişi özleyip o günlere sarılacak, yaşantılar birbirlerine kol açacak... Ve her şey daha güzel olacak. Ütopyalar gerçek değildir, ancak gerçek olması istenecek kadar güzeldir, güzel bir beynin içinde kurgulandıysa!

*Fotoğrafların çekimi şahsıma aittir, izinsiz kullanılamaz.*
                                                                                 

Benzer Yazılar

11 yorum

  1. Ay ne kadar güzel bir yer orası, fotoğraflara bayıldım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, gerçekten güzel olmuş. Ortalama 1 yıl olmuş açılalı, ancak kısmet oldu gitmek. Fotoğraflara olan yorum içinde teşekkür ederim... :)

      Sil
  2. O eski, mutlu günlere gittik resmen.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Cem, başarabildiysem ne mutlu :)

      Sil
  3. Ne güzel günlerdi o mahalle günleri. Öncelikle resimler de, Kırklareli yaşamının geçmişten bugünümüze balmumuyla nakledilmesi de çok ho. Geçmişi hissettirmeliyiz çocuklarımıza. Gelelim eski mahallelere, hatırlamak bile mutlu eder o günleri. Salçalı ekmeklerle sokaklarda büyüyen çocuklardık biz. Daha önce yazdığım bir yazıyı paylaşmak isterim sizlerle. Okursanız kendinizden bir şeyler bulacağınıza eminim.

    http://egeninikiyakasi.blogspot.com.tr/2016/12/biz-olmak.html

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu söylüyor olmak her ne kadar güzel bir durum olmasa da ne yazık ki eskiden her şey daha gerçekti, daha ben buradayım diyordu.Şimdi devirle birlikte sosyal ilişkiler de anlam farklılığına uğruyor.

      Hemen uğruyorum.

      Sevgiler.

      Sil
  4. Eski zamanlar ne kıymetliymiş. En samimi ortamlar güven duygusu herşey özel ve güzel...
    İnsanlar birbirlerinin değerini biliyormuş. Çocuklar çocuk gençler genç yaşlılar yaşlı herkes kendi yaşını yaşıyormuş. Şimdi öyle mi? 5 yaşındaki bir çocuk youtube açıp istediği şeyi izleyebiliyor. Sorsan seksek ne diye tutulur kalır. Fotoğraflara hayran kaldım.anı yaşayıp bize gösterdiğin için teşekkürler🤗

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle. Sevginin anlamı bile bir başkaymış o zamanlar. Aslında benim çocukluğuma uzanan dönemde de vardı bu, şimdilerde yani ortalama 10-15 senedir bu böyle. Korkarım daha da kötüye gidiyor.

      Çok teşekkür ederim,sevgiler.

      Sil
  5. Bende gelsem beni ağırlar mısın bayıldımmmmmmm :)

    YanıtlaSil
  6. O komşuluk ilişkileri geri gelse ne iyi olur.Artık insanlar bile isteye yalnızlığa razı oluyor.Dediğiniz gibi bir selamı bile çok görüyor bazen. Birde hani büyüklere saygı küçüklere sevgi falan öğretilirdi.Şimdi herkes sadece kendini önemli görüyor gibi geliyor bana.

    YanıtlaSil

Google+ TAKİPÇİLER