GÜNEŞ SAÇLI KIZ

Nisan 02, 2018


''Çocuk olsam yeniden...
Bir tek düştüğüm için acısa içim,
Ve kalbim; çok koştuğum için çarpsa sadece...'' 
                                           Cemal SÜREYA


Bir Cemal Süreya sever olarak, ki kim sevmez diyesim geldi akabinde, bu şiiri ne zaman okusam, ne zaman denk gelsem bu mısralara... İçim sızlar, bir nefes düğümlenir göğsümde... 
Çünkü biliyorum, acının yaşı yok. 
Ve en yürek burkanı dünyada düştükleri, oyundan dışlandıkları, dışarı çıkmaya annelerinden izin alamadıkları için içi acıyan çocuklardan öte bir yaşam acısı çeken çocukların var olması... 
Mesela güzel bir kız çocuğu var... Güneşe kafa tutarcasına sarı, pamuklara bezenircesine yumuşak bukle bukle saçları olan.

Bir de gözleri var, badem badem, kahve kahve bakıyor.
Ve o güzel gözlerden yaş damlıyor...
Bir damla...
İki damla...
Gözlerde acı var, 
Hayal kırıklığı.
Yalnızlığın anlamını bilmiyor, ama yalnız.
Kimsesiz...
Bir terk ediliş hikayesinin baş kahramanı, oysa bundan haberi dahi yok!
Bir oyundan dışlanmanın üzüntüsünü yaşayacak vakti dahi yok, acılar kapısında sıralı...
Bir avuç yüreğe bu acı deva mı? 
Kim bilir...

Sonra gök gürlüyor, korkmanın ne olduğunu bilmiyor belki, ama yorganı yüzüne doğru çekiyor. Kalp atışları hızlanıyor ve titriyor minik göğüs kafesi... Çevresine bakıyor yorgan altından. 
Gözleri doluyor,
Ama dur! Dur bu sefer ağlama! 
Lütfen...

Okula başlıyor güneşi kıskandıran kız, sarı saçlar örülü.
Her bir örgünün sonunda bembeyaz kurdelası...
Bir elinde beslenme çantası, diğer elinde... 
Diğer eli boş...
Gidiyor okula. Anlamadığı bir şeyler dönüyor etrafta. ''Okul çocuklar için değil miydi'' diyor kendi kendine? ''Neden büyükler burada, neden çocukları öpen, fotoğraflarını çeken büyük insanlar da burada bekliyor? Onlarda mı okuma bilmiyorlar?'' diye düşünüyor. 
Yutkunamıyor.
Elleri soğuyor. 
Ve öğretmen olduklarını öğreneceği kişilerin kurduğu sıraya geçerek içeri giriyor. Önündeki tüm arkadaşları geriye dönüp el sallıyorlar sürekli dışarıda bekleyen velilere. O da bakıyor, ama göremiyor el sallaması gereken birisini... Öylesine bir el sallıyor ortalığa, anlaşılmasın istiyor bir başınalığı, henüz bir bu yalnızlığın ne olduğunu bilmezken bile...

Akıllı bir kız. 
Derecelerle mezun oluyor, adı okunuyor ve tebrikler alıyor kürsüde. Okulun demirlerinin arkasında sıralanmış velilere takılıyor gözü. Aldığı nefesi veremiyor bir an, ve tebrikleri kabul edip yerine geçiyor. Elindeki başarı kağıtlarını okumaya odaklanmaya çalışıyor, kendinden sonra çıkacak arkadaşının annesi tarafından alkışlanıp kucaklanışını görmemek için.
Çünkü artık yalnızlığı biliyor, 
Bir başınalığı da.
Ama nedenini hala bilmiyor...

Yıllar sonra uyandığımda bu uykudan, aynada denk geliyorum güneş saçlı kıza.
Mutlu, evlenmiş.
Hayata sarılmanın keyfine varıyor,
Eksik kalan yanlarını aşkla doldurmuş, sevgiyle süslemiş.
Ve huzurla imzalamış.

Ama en çok ''Hala gök gürlüyor, şimşek çakıyor. Ama ben artık korkmuyorum, kalbimi tamamlayan hayat arkadaşıma sarılıp dünyadan soyutluyorum kendimi, bir yorgandan medet ummaktan çok daha keyiflisi bu...'' dediği için, bunu duyduğum için mutlu oluyorum.

*FotoğrafKaynak:https://pixabay.com/tr/portre-k%C4%B1z-%C3%A7elenk-sa%C3%A7-sar%C4%B1%C5%9F%C4%B1n-804062/
                                                                                   



Benzer Yazılar

2 yorum

  1. İnşallah o çocuk, çocuksu sevinçlerin en güzellerini tadar. Hem de en kısa zamanda...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anlayınca böyle oluyor değil mi...? Çaresizliğin kalemine ortak olmanızdan sanırım. Yüreğinizi ve kalbinizi unutmayacağım. Kucak dolusu sevgiler yolluyorum.

      Sil

Google+ TAKİPÇİLER