YÜREĞİMDE İSTANBUL, KALBİMDE KIZ KULESİ

Mart 26, 2018


Bana bir şehir söyle deseniz...
İstanbul derim.
Bana tarih deseniz...
Yine İstanbul derim.
Bana ne derseniz deyin, ben bir tek İSTANBUL derim.

İstanbul yıllarca yaşadığım, bir çok anı biriktirdiğim, kederlerimin ve mutluluklarımın sandığı aslında. Bugün baktığınızda o tıklım tıklım nüfusa sahip, metropollüğün hakkını sonuna kadar veren şehir içerisinde öylesine derin bir tarih, köklü bir geçmiş barındırır ki... İstanbul'u anlamanın ve bilmenin İstanbul'da yaşamakla yeterli gelmeyeceği bir gerçektir.
Geçmişten bugüne bir sinema perdesi gibidir İstanbul.
Tarihleri, barışları, savaşları, kaybediş ve zaferleri barındırır iliklerine kadar. İstanbul'da yaşamak değil, İstanbul'u yaşamak lazım hissedebilmek için...
İzleseniz, güzelliğinden kendinizi alıkoyamazsınız... Gezip görmeye kalksanız, bitiremezsiniz... Tadına varayım, hissedeyim deseniz doymazsınız. Böyle de içine alır, sarıp sarmalar sizi bu şehir... Her bir yaşanmışlık yüreğinize dokunur.

İzlemekten, gezmekten bahsetmişken Divan Edebiyatı ile Modern Edebiyat arasında köprü görevini üstlenmiş ünlü şair Yahya Kemal Beyatlı'nın bir şiiri var, ''Başka bir tepeden'' adında;
  ''Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
  Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
  Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!
  Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

  Nice revnaklı şehirler görülür dünyada,
  Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
  Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rü'yada
  Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.''
Ne zaman İstanbul'u izlemeye kalksam bir sahil yolundan... Aklıma bu şiir gelir. Bir de narin çiçeği vardır bu şehrin. Kız Kulesi...

Sahilin en güzel kızı o aslında. Bir kuleden çok daha fazlası...



Senelerini İstanbul'da geçirmiş birisi olarak bu güzel yere gitme imkanına maalesef yıllaaaar sonra sahip oldum. İstanbul Anadolu-Avrupa olarak iki kıtadan oluşunca ve Kız Kulesi Anadolu yakasının prensesliğini üstlendiği için, benim Avrupa yakasında ikamet etmiş olmam bizim tanışma hikayemizi geciktirdi aslında. Tabii ki gitmekten kastım bizzat Kule'nin içini gezmek, o taştan duvarlarına dokunup tarihi hissetmek... Yoksa herkes hiç yoktan vapur turlarında görmüş, güzelliğine şahit olmuştur.

Ve konumuza, güzel kızımıza, Kız Kule'sine gelirsek...



Adından ilk kez M.Ö 410 yılında bahsettiren Kız Kulesi'nin epey köklü bir geçmişi var. Roma dönemi, Bizans dönemi, Osmanlı dönemi ve son olarak Cumhuriyet dönemi şeklinde her bir dönemde insanların hayatlarında var olmuş aslına bakarsak.



Genel itibariyle bakıldığında; Roma döneminde Kız Kulesi hem savunma amaçlı, hem düşmanların boğazına girişine ket vurmak hem de ticaret gemilerinin vergi ödemeden geçmelerini engellemek amacına hizmet etmiş.



Osmanlı döneminin ilk zamanları Kız Kulesi kutlamalarda top atılan bir yapıt olarak kullanılmış. Bir dönem denizin ortasında olması sebebiyle karanlıkta kaldığı düşünülerek Fener takılmış, ve deniz feneri görevini üstlenmiştir bizim boğazın nazlı kızı...



Ne zaman ki Osmanlı devleti çöküşe doğru ilerledi, o zaman tekrar Kız Kulesi onlar için bir savunma kulesi görevini görmüş.

En son 1830'lu yıllarda yaygın olan Kolera Salgını(kusmalara sebep olan, ölümcül ve bulaşıcı bir hastalık) ortaya çıktığında karantina hastanesi olarak kullanılmış.

Bugün ise baktığınızda 2000'li yıllarda biten restorasyon çalışmalarıyla beraber ziyaretçileri ağırlayan bir mekan halini alıyor Kız Kulesi. İçini gezip dolaştığınızda restorasyonların tarihe ve anlatılanlara ne kadar bağlı kalarak yapıldığını göreceksiniz, öylesine ''geçmişten bugüne'' havasını yaşatıyor ki insana... Gerçekten gitmek, hissetmek lazım. Alt katta büyük bir restaurantı, üst katta cafesi mevcut. 
Hiç bir şeyi olmasa, terasında alınan havası yeter.
Denizin ortasında olması sebebiyle, yarım saatte bir ufak sandallar sizi kıyıdan alıp, kuleye bırakıyor. 

Yolu İstanbul'a düşenin, yahut İstanbul'da olup Kız Kulesi'ne gitmemiş olanın muhakkak bir o havayı solumasını, o tarihe tanıklık etmesini tavsiye ederim.


Benim ilk gidişim bana ''Evlilik teklifi'' verdi, şimdi ise eşimle gidip, ne günlerdi diyerek geçmişi yâd ediyoruz.

Bundan ötürü; sevmem için çok sebep birikti içimde. Sevgimi satırlara bıraktım, hatıraları kelimelere döktüm...



                                                                                                     Sevgiyle kalın...
                                                                                   




Benzer Yazılar

8 yorum

  1. Bu nazlı kızı ne de güzel anlatmışsınız 😀

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba, çok teşekkür ederim. Beğenmenize sevindim!:)

      Sil
  2. Keyifle okudum :) Emeğine sağlık, sevgileeer :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmenize çok mutlu oldum, yeni yazılarda buluşmak üzere, sevgiler :)

      Sil
  3. Yazınızı "Şimdi İstanbul'da olmak vardı" şarkısı eşliğinde okudum :))
    Aah İstanbul diyorum :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Nasıl özletiyor kendini , güzelim şehir... Değil mi? :)
      Bir ''Ah İstanbul'' da benden gelsin :)
      Sevgiler.

      Sil
  4. Gerçekten bir solukta okudum sevgilim, güzel karıcım, aşkım... İstanbul'un bu nazlı kızını nakış nakış işlemişsin ama galiba karşı kıyadan ona mahzun mahzun bakan Galata Kulesi ile aşkları için de bir şeyler söylemek gerekir di... :):) Hem bakmayın Kız Kulesi'nin öyle aldırmaz, umursamaz tavırlarına, O'nun da gönlü yok değildir hani Galata'da... Garibim Galata, aşık Galata... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben kız tarafıyım, Nazlı kızı işledim tabii ki :) Sende Galata'yı işledin, bir olduk işte. Daha ne? :)

      Sil

Google+ TAKİPÇİLER