BİZ NEREDEYİZ KİTAPLAR NEREDE?

Mart 28, 2018


''Okumuyoruz.''
Evet, kitapların kokusundan haberimiz yok. Bir kitabın sayfalarına notlar eklemenin hazzını bilmiyoruz. Biten kitaplarından ardından yaşanılan buruk bir hüzne karışan heyecandan haberimiz yok. Sahafların yerleri desem... Sahafların bile kapadığı belki kaçıncı kepenk... 
Bir kitapçıda saatler harcamanın, bir kitapla tüm dünyadan soyutlanmanın hazzını ne yazık ki hissedemiyoruz.

Geçtiğimiz günlerde instagramda dolaşırken bir paylaşım dikkatimi çekti. Hamdi Koç'un bir kitabını paylaşmış arkadaşım, yanında da bir kahve fincanı... Şimdi diyeceksiniz ki; ''eee, ne var bunda?''

Eesi şu, bu kısma kadar her şey tamam amma velakin, paylaştığı fotoğraftaki kitap benim, kahve kupası da keza bana ait. Hatta bu cümleleri yazarken aynı kupamdan demlediğim filtre kahvemi yudumluyorum. Söz deseniz... Aynı sözü iliştirmiştim fotoğrafa ve o şekilde paylaşmıştım. Tek bir farkla... Ben bunu whatsapp durumumda paylaştım, kendileri de ekran resmi almış olmalı ki, ertesi sabah instagram hesabına ekliyor. Tabii ki beni saran merak, yorumları okumaya itti. Bir arkadaşı diyor ki ''pazartesi günün güzel başlamış.'', arkadaşım da hiç istifini bozmadan, ''evet, hafta başka türlü geçmez, bir kahve bir kitap, bana bir şey olmaz...'' Bak hele... Methiyeler düzüyor yahu. Ve o gün, sosyal medya dediğim kavramı tamamen terk ettim.

Şimdi diyeceksiniz ki ne dedin kendisine?

HİÇ.

Ne denir böylesine? Neden desem anlayacak mı? Anlayacak olsa bunu paylaşır mı? Oku desem... Okuyacak mı sanki? Kaldı ki sorun burada bana ait olan bir kitabın fotoğrafını paylaşması değil. Zaten öyle sanatsal bir çekimden bahsetmiyorum, baya sehpamın üzerinde duran kitabımın ve kahvemin fotoğrafı, telefon çekimi ayrıca. 

Mesele okumuyor olmamız. Okuyor gibi görünüp, sayfalarına dokunmuyor olmamız. Geçen gün haberleri kurcalarken fark ettim, Türkiye kitap okuma sırasında 86'ıncı sırada. Bu benim ya da kaynağı belirsiz bir sitenin haberi değil, UNESCO'nun açıklaması... 2017 yılına ait. Bu ne kadar büyük bir kayıp aslında, farkında mısınız? Ne büyük bir boşluk...

Girin bakın şöyle her gün aktif olduğunuz sosyal medya paylaşımlarına. Paylaşılan kitaplar... Evde çekilen kütüphane fotoğrafları... Ama hepsi fotoğraf! Çünkü bir kitabı obje misali paylaşmak iki fazla beğeni getiriyor, ama ne hikmetse okuma arzusu getirmiyor!

İki kelimeyi bir araya getiremez olduk, henüz derdimizi anlatamaz haldeyken dahasına mı gerek var? Bazı makaleler oluyor, makale var, anlam yok, sonuç yok, paragraf yok, konu yok, tema Allah'a emanet. Ama adı makale... Bakıyorsunuz A kişisine 2 üniversite bitirmiş. Ama eline bugüne dek tek bir kitap almamış. Tek bir makale incelememiş, bir şeyler araştırıp gazetelerin köşe yazılarına bırakmamış kendisini. Bu insan yarın bir meslek sahibi olacak, e hiç kitap okumamış ama başarılı çalışan var diyeceksiniz. Muhakkak vardır. İşte başarılı olur, ama iş hayatının cilvelerine çözüm önerisi getiremez. Hadi ona çözüm götürse, bir toplantının parlayan yıldızı olamaz. Eh, o da oldu diyelim. Her şey olur, ama bir okur olamaz. İşte bu da zaten en derin kayıp...

Bir de başka bir makaleye bakıyorsunuz, bilgiler içine sığmamış, adeta taşıyor. Doyuruyor ruhunuzu, beyninizi...

Şimdi çocukluğumu düşünüyorum da. Çokta büyük bir geçmiş zaman değil hani! O trenler kitap sayfalarıyla renklenirdi. Vapurlarda gazete kokusu hakimdi. Çay bahçelerinde sohbet sesleri yankılanırdı. 

Kitaplar şimdi yasta... Kitaplar unutulmuş, evin dekorunun bir parçası olmaktan öteye geçememiş. Seviyoruz böyle gösterişleri, ama yaşaması zor geliyor sanırım. Bilmiyorum artık... Bir kaç blog sayfasına denk geldim kitapları yorumlayan. Girdiğimde resmen çıkamıyorum. Çünkü okuyor, okumanın zevkinden haberdar, ve yazıyor... Ama ne yazmak! Gözünüzü alamazsınız, orada 200 sayfa kitap yazsa, okursunuz. O derece... 

''Mesele okumak mı, okumak mı her şeyi değiştirecek?'' tezini savunanlara gelince... Okumak her şeyi değiştirmeyecek, ancak değişimin kapısını açacak. Zira bir yolda ilerlemek için o yolu bulabilmek gerek. İşte biz o yolu bulamıyoruz...

Bir yerlerde bir şeyler eksik ilerliyor, mesela çocuklara kitap okuma alışkanlığı edindirmek noktasında ne kadar doğru bir yol izliyoruz? Onların seveceği, haz duyacağı öyküleri -çocuk dediğim için öyküden ilerliyorum- bulmaları için yollarına nasıl bir ışık tutuyoruz? Daha doğrusu ışık mı tutuyoruz, dayatarak soğutuyor muyuz? Düşünmek lazım...



Ve son olarak ben şuna inanırım, ''en kötü kitap, hiç kitaptan iyidir.'' Ve dilerim kitaplar karışır yine ellerimizin arasına, çantalarımızın olmazsa olmazlarına... Çünkü okumak; ruhun nefesidir aslında. Yeniden nefes alabilmek umuduyla...



                                                                                                     Sevgiyle kalın.

-Fotoğrafın çekimi şahsıma aittir.-
                                                                                  

Benzer Yazılar

10 yorum

  1. İnternet dünyasında izinsiz fotoğraf paylaşımı çok görülüyor. Ama arkadaş da olmaz ki. Ne diyeyim? Yazınız ilmek ilmek işlenmiş adeta.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu izinsiz fotoğraf kullanımından çok daha başka bir durum aslında... İnsanların olmak istedikleri, olabilecekleri lakin bunun için zerre çaba göstermedikleri konuma gel-miş- gibi yapma gösterisi bu. Tepkimde bundan ibaret ne yazık ki... Teşekkür ederim, sevgiyle kalın :)

      Sil
  2. Kahve vee kitap... Tam bana göre bir blog sayfasi.Ayriica cok güzel bir yaraya deginmissiniz. Maalesef fotograf hirsizligi had safhada...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne kadar güzel bir yorum... Memnun oldum o halde, iade-i ziyaratinize geleceğim :) Ve evet, artık fotoğrafların, bilgilerin çoğaltılıp, alıntılanıp, izinsizce kullanılması hat safhada...

      Sil
  3. Merhaba:))
    Ne içten anlatmışsınız. Çok kitaptan uzak kaldım ve çok bilgiden. Bu tür yazılar daha çok yakınlaştırıyor beni kitaplara bundan dolayı çok teşekkür ederim. :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ne güzel bir yorum bu böyle... En mutluluk verici olay ise kesinlikle birilerinin kalbine dokunabilmek. Her zaman beklerim, en yakın zamanda uğrayacağım.
      Sevgiyle :)

      Sil
  4. ay hayatta en büyük tutkuuuuum yaaa okumadan naparlar bilmem insanlaaar :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitapsız kalmak, nefessiz, kalpsiz kalmaktır Deep, di mi? :)))

      Sil
  5. Merhabalar;
    Ben de bloğunuzu ziyarete geldim ama ne gelmek... Çok beğendim. Özellikle Melonika'dan etiketiyle yazdığınız yazılar okuması benim açımdan çok keyifli ve doyurucu yazılar. Bu yazınız da keza öyle; çok akıcı yazıyorsunuz, tebrik ederim. Sıkmadan okutuyor. Akıcı yazan bir blog yazarı gördüğümde çok mutlu oluyorum.
    Yazınız ile ilgili yorum olarak da şunları söyleyebilirim; lisede okurken öyle bir kitap okuma sevdasına tutulmuştum ki, ilçemizdeki kütüphaneci teyze ile arkadaş olmuştum artık. Tabii o zamanlar bu denli sosyal medyada her yaptığı şeyi (ya da yapmadığı şeyi) yayınlama meraklısı değildi insanlar.
    Zamanla kitaplara küstüm, bir süre elime almadım. Blog yazmaya başladıktan sonra tekrar okumaya başladım ve ruhum da bir nebze huzur buldu o okumadan geçen ara yıllardan mütevellit.
    Yazık ediyor arkadaşınız kendisine, hiç olmadığı biri gibi davranmaya çalışıyor. Umalım da bir gün sahip olduğunu düşündürttüğü okuma alışkanlığına gerçekten de sahip olsun.
    Yüzüne vurmamış olmanız aslında sizin onun adına utanmış olmanızdan kaynaklanıyor. Ne deseniz öylesine, elinizde kalır.
    Daha çok kitap okuyabilir belki ülkemiz insanları gelecekte; metroda/otobüste/parkta/iş yerinde ellerinde kitaplar ile...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle hoşgeldiniz, iyi ki geldiniz. Sefalar getirdiniz... Ve çok teşekkür ederim yazılarım hakkındaki yorumlarınız için, çok büyük bir mutluluk duydum.

      Diğer konuya gelecek olursak... İnsanlar artık kendi benliklerinden sıyrılıp kendilerine alternatif gördükleri insan yerine geçmeyi seviyorlar, bunları hedefliyorlar.Bu da onları hem yapay, hem de tarifi olmayan bir insan haline getiriyor maalesef.

      Sil

Google+ TAKİPÇİLER